Muhammed İkbal Bakırcı – Damardan Parçalar

Büyük kentlerin cazibesinin kendine çektiği taşralı insanların eritilişlerinin öyküsüdür son çağın bu hazin şarkısı. Son çağın parçalara ayırdığı cemiyet, bugün eriyik halde kayıplara karışmıştır.

 ‘’Bir tek dileğim var, mutlu ol yeter’’…

En geniş açılımıyla, aile kurumunun içine düşürüldüğü bataklığın yansımaları olarak; bugün anne, baba, çocuk, kardeş ve akraba, birer kavramdan öteye gidemeyen değerlere indirgenmiştir. Toplumsal katmanları bir arada tutacak olan değer yargıları birer birer silikleştirilmiş, yerlerine uçucu, tutarsız bol baharatlı kelimeler ikame edilmiştir. Baharatı bol tutmuşlardır çünkü bu çürük etin kokusu ancak bol baharatla giderilebilirdi.

‘’kıvırcık marulun vardır inşaallah

bir salata yapsan bol limon sıksan

senin de iştahın iyi maşallah

içim ürperiyor ya evde yoksan’’

Vahşi kapitalizmin kâra endeksli iş anlayışında, ucuz işgücü olarak kullanılacak bir meta olmaktan başka bir değerleri olmadıklarını gören, bilen ve yaşayan insanların içine düştükleri sefalet korkunç olmuştur. Cemiyetin içinde var oluşlarını “kapital patronlara para kazandıran insan kaynağı  olarak tarif edebilecek kadar kendini yoklukta, patronajlarını kulelerde kanıksayan fertler cehennemine çevirmişlerdir yaşamı.

‘’Çaresiz kalmışım gözlerim şaşkın

çile rüzgarında savrulmuşum ben

dertler derya olmuş bende bir sandal

devrilip batmışım boğulmuşum ben’’

İşgücü kavramı, daha da ucuza çalıştırılabildikleri için kadın ve çocukları da kapsamıştır. Böylece aile ortadan kaldırıldığı için, çocuklar sahipsizlik bataklığına düşürülebilmiştir. En tabii sosyal hakların lafının bile edilmediği bu ortamda, sistem, durmadan ve durdurul(a)madan uçurum insanlarını üretebilmiştir. Heyelanlar cehennemimiz, batı dünyası için kazançlar cenneti diye tarif edilegelmiştir. Enkazlar, kazların yolunduğu çiftliklerde bir bir meydana gelmiştir. Uçurumlar ve uçurtması vurulanlar, uçurulanlar hiç bitmemiştir.

‘’Uçurumun kenarına getirdin ömrümü

harabeye döndürdün garip gönlümü’’

Tecrit edilen bu insanlar için inanç bir lükstür, aile biyolojik bir ortamdır, ahlâk ise bir zaaftır. En yalın anlamıyla; yaşamak için her şey yapılabilir ve mübahtır. Ölüm bütün acı ve ıstırapları dindiren kurtarıcıdır. Cemiyeti bu hale getiren akıl, akılsızlık haline bu ülkeyi ustaca alıştırmıştır. Aklı tutulan ve aklıyla oynanan halk, çıkış yolunu aramaktan dahi uzak kalmıştır. Ve tarih tüm bunları bir bir yazmıştır.

Yazının devamı Yarın Dergisi 4. Sayısında. Satın almak için tıklayınız